Sözleşmeli Sanatçı Kadromuz

Featured image

Pınar Aydınlar

 

1979 Şubat ayı İstanbul doğumlu.

Aile kökeni 1824’te Dersim ‘den Erzurum’a göçmüş


Pınar Aydınlar Küçük Yaşta Annesinin Yönlendirmesiyle Bağlama Çalmaya Başladı Ardından Lise Okul Yıllarında Korolar Çalıştırdı.

1995 Yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Müziği Devlet Konservatuvarını Kazandı.

Bu Süre Boyunca Halk Eğitim Merkezleri, Pir Sultan Abdal Derneklerinde Gönüllü Öğretmenlik Yaptı. 2002 yılında Tolga Sağla Evlendi.

10 yıl Süren Bu Evlilikten Turna ve Arif Toprak Sağ 

Adında İkizleri 2004 Yılında Dünyaya Geldi. Devamın da Albümü Kırmızı Gül’ü  Çıkardı bu Eserden Dolayı Defalarca T.C. Mahkemelerinde Yargılandı.

Ardından 4 albüm Daha Çıkardı.

Böylece 5 Albüm sahibi Oldu. 6. Single Albümü Yapımcılığını,Yönetmenliğini ve Aranjörlüğünü Üstlenen: Halil Yıldız ile Firması: Hysm Production (Halil Yıldız Sanat Merkezi) Etiketi İle  Çıkardı.









14 AĞUSTOS 2020 Tarihinde Yitirdiğimiz  Canlar Canı Ülkümüzün Anısına Bu Dünyada  İken Bu Projemizde Eğlenerek  Çalışmıştık İyi Seyirler.   hysmproduction  YAPIM / Production:  HYSM Music Production® © (Halil Yıldız Yıldız Sanat Merkezi & Profesyonel Stüdyo)  www.hysmproduction.com   hysmproduction@gmail.com  Müzik Yönetmeni / Producer: By Halil Yıldız Söz: / Words: Abdullah Mustafa  Aydoğdu Beste / Composer : Ülkü Aşaröz  Düzenleme (Aranjman) / Arrangement : By Furkan Kaya Proje Danışmanı / Project Consultant: Halil YILDIZ Solist / Soloist:  Ülkü Aşaröz Solist / Soloist:   Halil YILDIZ               Perküsyon / Rhythm,Percussion : Özden Terzi     Mixing & Mastering: Halil Yıldız Sanat Merkezi (HYSM Production)   Kayıt Stüdyosu: Hysm Production (Stüdyo Doruk)        DİJİTAL DAĞITIM & YAYIMCILIK: HYSM Music Production® Binbirdirek Mahallesi Üçler Sokak No:15 Sultanahmet/Fatih İstanbul  Ülkü Aşaröz, 12 Temmuz 1970 tarihinde İstanbul'da doğdu. Çocuk yaşlardan itibaren bale, piyano ağırlıklı müzik eğitimlerini dönemin önemli müzik otoriteleri; Muammer Sun, Cenan Akın, Selahattin Evcil ve Sabahat Tekebaş'tan aldı. Yüksek öğrenimini Ankara Üniversitesi DTCF Tiyatro Oyunculuk Ana Sanat Dalı Bölümünde tamamladı. 1989'da Ankara'da öğrenci olduğu dönemde ilk profesyonel çalışmalarını; dans tiyatrosu, müzikaller, çeşitli cıngıllar, tiyatro ve reklam müzikleri üzerine gerçekleştirdi. 2000 yılında düzenlenen Eurovision Şarkı Yarışması'nda TRT'nin seçtiği sekiz kişiden oluşan jüri kurulunda yer aldı. 3 yıl boyunca Dünya'nın çeşitli ükelerinden gelip Türkiye'de öğrenim gören üniversite öğrencilerinin oluşturduğu Dünya Renkleri Korosu'nun şefliğini yaptı. Yıllarca eğitmen olarak her yaştan topluluğa çeşitli eğitim kurumlarında uygulamalı sahne ve ileri oyunculuk teknikleri dersleri verdi.[1] 2002'de TRT için hazırlanan sigaranın zararlarını anlatan Nefes Al adlı parçası ve klibiyle TRT Teşvik Ödülü'nü aldı.[2] 2018'de “Kadehimde Balık” ve 2019 yılında “Hesapta Aşk” adlı iki tekli (single) albüm çıkardı. 2020 yılında senaryosunu yazıp, müziklerini hazırladığı Uyan Tanrıça adlı müzikli tiyatro eseri son çalışması oldu


14 AĞUSTOS 2020 Tarihinde Yitirdiğimiz Canlar Canı Ülkümüzün Anısına. 

Hayattayken ''Sar'' İsimli Projede Birlikte Çalışmıştık.

Ülkü Aşaröz, 12 Temmuz 1970 tarihinde İstanbul'da doğdu. Çocuk yaşlardan itibaren bale, piyano ağırlıklı müzik eğitimlerini dönemin önemli müzik otoriteleri; Muammer Sun, Cenan Akın, Selahattin Evcil ve Sabahat Tekebaş'tan aldı. Yüksek öğrenimini Ankara Üniversitesi DTCF Tiyatro Oyunculuk Ana Sanat Dalı Bölümünde tamamladı. 1989'da Ankara'da öğrenci olduğu dönemde ilk profesyonel çalışmalarını; dans tiyatrosu, müzikaller, çeşitli cıngıllar, tiyatro ve reklam müzikleri üzerine gerçekleştirdi. 2000 yılında düzenlenen Eurovision Şarkı Yarışması'nda TRT'nin seçtiği sekiz kişiden oluşan jüri kurulunda yer aldı. 3 yıl boyunca Dünya'nın çeşitli ükelerinden gelip Türkiye'de öğrenim gören üniversite öğrencilerinin oluşturduğu Dünya Renkleri Korosu'nun şefliğini yaptı. Yıllarca eğitmen olarak her yaştan topluluğa çeşitli eğitim kurumlarında uygulamalı sahne ve ileri oyunculuk teknikleri dersleri verdi.[1] 2002'de TRT için hazırlanan sigaranın zararlarını anlatan Nefes Al adlı parçası ve klibiyle TRT Teşvik Ödülü'nü aldı.[2] 2018'de “Kadehimde Balık” ve 2019 yılında “Hesapta Aşk” adlı iki tekli (single) albüm çıkardı. 2020 yılında senaryosunu yazıp, müziklerini hazırladığı Uyan Tanrıça adlı müzikli tiyatro eseri son çalışması oldu


 YAPIM / Production:  HYSM Music Production® © (Halil Yıldız Yıldız Sanat Merkezi & Profesyonel Stüdyo) 



Öğr. Gör. Gürsel Koçak Bülbül Oldum Gülistanda Şakırım Hysm Production Etiketi ileTüm Dijital Mecralarda Yayında

Düzenleme & Müzik Yönetmeni: Halil Yıldız

GÜRSEL KOÇAK BİYOGRAFİ

Ses sanatçısı Gürsel Koçak, 1960 yılında Antakya’da dünyâya gelmiş, 1977 yılında, geleneksel musikimizin en eski ve köklü kurumu olan İstanbul Belediye Konservatuarı (Dârül’elhân) Türk müziği bölümünde müzik eğitimine başlamıştır.

Burada; İsmail Hakkı Özkan, Süheyla Altmışdört, Dürdane Altan, Muazzam Sepetçioğlu gibi değerli hocalardan yararlanmış, konservatuar dışında da konuların da uzman olan; Bekir Sıdkı Sezgin, Kani Karaca ve Nezih Uzel gibi değerli üstad’larla çalışmıştır.

1983 yılında mezun olan Koçak, kurumun İstanbul Üniversitesine devredilmesiyle, klasik Türk musikisi tarihinde çok önemli bir konuma sahip olan icrâ heyeti’nde sanatçı öğretim elemanı olarak müzik yaşantısına başlamıştır.

İcrâ heyeti bünyesinde, birçok konser ve TV programlarında korist ve solist olarak görev almış, 1995 – 1998 yılları arasında, Türk musikisinin en büyük yorumcularından, Bekir Sıdkı Sezgin‘in asistanı olarak birçok TV programlarında çalışmıştır.

Araştırmacı bir kimliğe sahip, klasik Türk müziğinin çeşitli alanlarında geleneğe bağlı ve düzeyli icraların içerisinde olmaya özen gösteren Gürsel Koçak, bu anlayışı yansıtan organizasyonlarla ve 2000 yılında kurduğu “Otantik Türk Müziği Topluluğu” yla birçok proje, konser ve CD’leri hazırlayıp yönetmiştir.

Gürsel Koçak, 2004 yılından bu yana, İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı Türk musikisi icrâ heyeti şef’i olarak görevine devam etmektedir.


Suat Kaya 1969 Samsun Doğumludur. Çocuk Yaşlarda ve Ortaokul, Lise Dönemlerinde Sürekli Şarkılar ve Türküler Söyleyen Sanatçı, Kısa Bir Dönem Samsun Belediye Konservatuvarını Kazanarak ( Sanat Müziği ) Bölümünde Nota ve Ses Eğitimi Almıştır. 19'lu Yaşlarda Asıl Tutkusunun Türkülerimiz Olduğunu Keşfeden Sanatçımız Bağlama Enstrümanıyla Buluşmuştur.

20' li Yaşlardan Sonra Politik Bakış Açısı Doğrultusunda Çizğisini Protest, Politik Müziğe Eviren Sanatçımız 3'yıl Boyunca Grup Yorum'da Çalışmalarına Devam Etmiştir.

Özel Sektörde Başka Bir İş Kolunda Çalışmaya Devam Ederken, Sahne ve Stüdyo Kayıtlarıyla Müzik Hayatını Hiç Bırakmamıştır.

Bu Arada Etnik Anadolu Müziğine İlgisi Yoğunlaşan Sanatçımız, Anadolunun Bir çok Etnik Kültürünün Dillerinde Eserler İcra Edip Söylemiştir.

Kendisi de Gürcü Asıllı Olan Sanatçımız Bu Müzik Örneklerini 2018 Yılında Dünyadan Ezgiler ALBÜMÜ ile Hayata Geçirmiştir. Etnik Müzik Örneklerini Her Sahnesinde Sergileyen Sanatçımız, Gürcüce, Lazca, Rumca, Kürtçe, Zazaca, Arapça, İbranice gibi Anadolu da Yaşayan Diller Dışında  İspanyolca da Eserler Seslendirmiştir.

Halen Aktif Olarak Sahne Hayatına Devam Eden Sanatçımız Şirketimiz Hysm Producton Etiketi ile Halil Yıldız Yapımcılığında İspanyolca Eser ''Hasta Siempre'' ve Bir Ankara Türküsü Olan ''Suya Gider Allı Gelin'' Eserleri ile Hysm Production Plak Şirketimiz Bünyeside Sanat Yaşamına Devam Etmektedir.

Müziğe Olan Tutkusu Hepimizi Heyecanlandıran Sanatçımız Suat Kaya İle Birlikte  Olmak Bizleride Bir Okadar Heyecanlandırmaktadır. 

Yıllarca Birlikte Çalışıp Üretmek Dileğiyle Suat Kaya'ya Sanat Hayatında Başarılar Dileriz. 





Deyişler ve Nefesler Basın Bülteni'nden...   1997 yılında Ali Naki Gündoğdu rehberliğinde  Deyişler ve Nefesler Topluluğu oluşturuldu ;Seyyid Nesimi, Şah İsmail Hatayi, Pir Sultan Abdal, Virani Baba, Kul Himmet, Teslim Abdal, Edip Harabi vd. Alevi Pir ve Ulularının “Telli Kur’an”ile dile getirdikleri DEYİŞLER VE NEFESLER’in günümüze aktarılmasına ve yolun devam etmesine niyetlendiler ve bu yüzden “DEYİŞLER VE NEFESLER TOPLULUĞU”nu oluşturdular.Çünkü bu yolun kendisi Kal’u Beli’den bu yana insanı insana,yine Kamil İnsan ile anlatan Kadim bir yoldur.  Bu yolun yol açıcıları ve devamcıları “Alevi Bektaşi Aşıklarıdır”…    Alevilik ve Bektaşilik tarihsel süreç içerisinde temel felsefesi aynı olan, fakat çeşitli adlar altında Anadolu'ya taşınmış ve kurumlaşmasını 1200’lü yıllarda Hünkar Hace Bektaş-ı Veli ile sağlamış, daha sonra da yol önderleri tarafından geliştirilen, kendine özgü sentezi bir inançtır. Alevi-Bektaşiliğin kökenleri, Anadolu'nun antik çağ, eski Yunan doğa filozofları, özellikle Hitit ve Mezopotamya inançları, Şamanizm , eski İran inancı, Mazdek, Mani, Zerdüştilik, Budizm, ayrıca Yahudi, Hıristiyan ve İslam’i senkretik-gnostik (Yaradan bilinebilir) yaklaşımlar gibi birçok değişik inanç ve tasavvufi (felsefi) sufi düşüncenin kaynaşımından oluşup gelişen, Hak-Muhammed-Ali, Hünkar Hace Bektaş-ı Veli, Kamili İnsanlık yolu, kısaca “HAK YOLU” diye tanımlanan, insanı “Hak”, ilmi “Yol,” sevgiyi “Marifet” olarak algılayan (insan merkezli) bir inanç öğreti ve yaşam biçimidir. Daha çok sözlü geleneğe dayanan ve insanı merkeze koyan Alevi inancı, öz itibarı ile tüm VARLIĞI ve Hakk’ı (Yaradanı) tüm varlıklara ve insana indirgeyen bir inançtır. Bu inanca mensup olanlar kendilerine Alevi-Bektaşi veya kısaca Alevi derler. Tarihte Kızılbaş olarak ta geçer.   Alevilikte Işık ;Hakk’tır, nurdur, delildir çerağdır, ocaktır, mumdur, aydınlanmadır, bilimdir, Hakk’ın zifiri karanlığı yaran alevidir. Bütün Osmanlı kaynaklarında Alevilerle ilgili ferman ve fetvalarda ‘Işık taifesi’ terimi kullanılmıştır. Alevi ozanları da kendilerine Işık ozanı demiştir, bu sonraları Aşık’a dönüşmüştür. Alevi cemlerinde delil/çerağ uyandırılmadan, cem yapılmaz. Cemde meydana “nur ola sır ola’’, diye üç defa sembolik olarak süpürge çalınıp çerağdan dökülen küller postun altına sır edilir. Alevilikte insan Yaradanın bir parçasıdır, dolayısıyla insan Yaradana korkuyla değil sevgiyle yaklaşmalıdır. Aleviler Yaradanı cezalandırıcı değil, sevgi dolu olduğuna inanırlar. Alevi öğretisine göre Yaradana ulaşmanın en iyi yolu İnsan-ı Kamil (Olgun İnsan) olmaktır. İnsan-ı kamil ise Yaradanın yeryüzünde yarattığı en şerefli varlıktır. Alevi pir ve uluları baskılardan dolayı, Yaradanı, insan anlayış ve inançlarını çok çeşitli semboller altında sır içinde sır etmiştir. Dört Kapı, normal bir insanın başlangıçta ham olan ruhunun ve benliğinin dört aşamadan geçerek, ergin olgun hale gelmesi, ilahi sırra ulaşmasını da ifade etmektedir. Bu ilahe sırra erişmenin bir yolu da Semah,Deyiş ve Nefeslerdir…  Alevi-Bektaşi yolunda semahın, Kırklar Meclisi ile başladığına inanılmakta ve Cem sırasında Oniki hizmetten biri olan Saz ve Söz (Yaradanın Klamı/Kelamı) eşliğinde kadın erkek olarak yapılan hareketleri ifade etmektedir. Tarih boyunca muhafazakar dini anlayış için müzik ve semah dinsel açıdan sakıncalı görülmüştür. Oysa Alevi-Bektaşi yolunda ve insanlık aleminde, müzik ve semah, öğretinin, inancın, ibadetin ta kendisidir. Semah sırasındaki hareketlerin değişik anlamları bulunmaktadır. Gökyüzünde uçmak, evrenin dönüşü gibi dönmek, turnalar gibi kanat çırpıp uçmak, haktan alıp halka vermek, paylaşmak gibi değişik bölümle farklı simgesel anlamlar vardır.  Alevi Ozanlarından Yunus Emre semahı çarkın dönüşüne benzeterek şöyle der: Aşık Yunus sema ile çarh urur /Bu çarhımızı bozan dünyanın  Semah ve Aleviliği en güzel yorumlayan ozanlarımızdan biri Aşık Hüdayi ise şöyle diyor: Bütün evren semah döner/Aşkından güneşler yanar/Aslına ermektir hüner/Beş vakitle avunmayız Canan bizim canımızdır/Teni bizim tenimizdir/Sevgi bizim dinimizdir/Başka dine inanmayız Hüdayi'yem hüdamız var/Dost elinden bademiz var/Muhabbetten gıdamız var/Ölüm Ölür biz ölmeyiz  Deyişlerde ve Nefeslerde de sık sık söz edilen Dört Kapı Kırk Makam’la ilgili olarak Şah Hatayi şöyle demektedir: Ela gözlü pirim geldi/Duyan gelsin işte meydan/Dört Kapı’yı Kırk Makamı /Bilen gelsin işte meydan  Halimizi Hal eyledik /Yolumuzu yol eyledik/Her çiçekten bal eyledik/(Arıya) Aliye saydılar bizi (Pir Sultan)  Yerlerin göklerin binasın düzen/Ak üstünde kara yazılar yazan Engür şerbetini Kırklara ezen/Hünkar Hace Bektaş Ali kendidir. (Aşık Hasan)  Aynayı tuttum yüzüme/Ali göründü gözüme/Nazar eyledim özüme/Ali göründü gözüme. (Hilmi Dede).  Alimdir kadehim Alimdir şişe/Alim sahralarda morlu menekşe Alim dolu yedi iklim dört köşe/Alim saki Kevser dolumdur Ali. (Aşık Virani)  Yoğ iken yerler gökler ezelden / Kudret kandilinde pünhan Ali’dir /Kün deyince bezm-i elesten evvel/ Alemi var eden , Sultan Ali’dir.(GençAbdal)  Yaradan, doğa, insan, ışık ile tüm varlığı birleyen bu tür bir Ali kültü, ne Sünni, nede Şii, genel İslam anlayışında görülmez ve yasaktır. Alevilikte ise bir aşktır, Cemlerde de “Hak-Muhammed-Ali aşkına” veya kısaca Ali aşkına, Pir aşkına diyerek dile getirilir.Cem içerisinde saz ve söz birliktedir. Alevilerin büyük saygı ve sevgi beslediği yol ulularının ve yola ilişkin kuralların işlendiği Şah Hatayi, Pir Sultan ve Kul Himmet gibi ozanların deyişleri Dede veya zakir/aşık tarafından saz eşliğinde söylenir. Saz/söz, Alevilerce “Telli Kur’an” olarak adlandırılır. Sözlü geleneğin hakim olduğu bu topluluklar, yola ilişkin bilgi gereksinmelerini, kitaplardan veya belli eğitim kurumlarından değil, saz ve söz birlikteliğinin ön planda olduğu bilgili büyükler ve pirlerden sağlamaktadırlar. Bu şekilde cem ibadeti adeta çok yönlü bir toplu eğitimin mekanizması görevi görmektedir.Görgüden geçtikten sonra manen temizlenmiş olurlar.  Erenler cemine her can giremez/Edep ile erkan yol olmayınca.  İşte bu yüzden Anadolu’nun bu Kadim Yol’unu ülkenin kendi gerçekliğinden de yola çıkarak ,Cem Evlerinin eksikliği ve “yasaklığı” yüzünden “sanatsal” bir form içinde sergilemek ve “Işığı” uyandırmak istedik…  Çerağ Gülbengi  Bism-i şah, uyaralım Şahı merdan Ali'nin nurunu, aydınlatsın erenlerini meydanını, insanlığın yolunu. Cerağı uyandırdım Ol Huda’nın, aşkına, Nuru Nebi Keremi Ali, 12 imamlar, Pir Hünkar Hace Bektaş-ı Veli’nin Aşkına. Aşıkların sadıkların, Kerbeladan Sivasbelaya yanıp yakılanların aşkına. Cem erenlerinin ve bir cümle canların gül cemallerine aşk olsun. Çerağı rüşan, fahr-i Dervişan, zuhur-u iman, Himmet-i Piran, Pir-i Horasan, Kürşad-ı Meydan, Kuvve-i Abdalan, Kanun-u Evliya Gerçek Erenler Demine Hü!  Ali Naki GündoğduAli Naki Gündoğdu 

Deyişler ve Nefesler Basın Bülteni'nden...

 

 1997 yılında Ali Naki Gündoğdu rehberliğinde  Deyişler ve Nefesler Topluluğu oluşturuldu ;Seyyid Nesimi, Şah İsmail Hatayi, Pir Sultan Abdal, Virani Baba, Kul Himmet, Teslim Abdal, Edip Harabi vd. Alevi Pir ve Ulularının “Telli Kur’an”ile dile getirdikleri DEYİŞLER VE NEFESLER’in günümüze aktarılmasına ve yolun devam etmesine niyetlendiler ve bu yüzden “DEYİŞLER VE NEFESLER TOPLULUĞU”nu oluşturdular.Çünkü bu yolun kendisi Kal’u Beli’den bu yana insanı insana,yine Kamil İnsan ile anlatan Kadim bir yoldur.

 

Bu yolun yol açıcıları ve devamcıları “Alevi Bektaşi Aşıklarıdır”…

 

  Alevilik ve Bektaşilik tarihsel süreç içerisinde temel felsefesi aynı olan, fakat çeşitli adlar altında Anadolu'ya taşınmış ve kurumlaşmasını 1200’lü yıllarda Hünkar Hace Bektaş-ı Veli ile sağlamış, daha sonra da yol önderleri tarafından geliştirilen, kendine özgü sentezi bir inançtır. Alevi-Bektaşiliğin kökenleri, Anadolu'nun antik çağ, eski Yunan doğa filozofları, özellikle Hitit ve Mezopotamya inançları, Şamanizm , eski İran inancı, Mazdek, Mani, Zerdüştilik, Budizm, ayrıca Yahudi, Hıristiyan ve İslam’i senkretik-gnostik (Yaradan bilinebilir) yaklaşımlar gibi birçok değişik inanç ve tasavvufi (felsefi) sufi düşüncenin kaynaşımından oluşup gelişen, Hak-Muhammed-Ali, Hünkar Hace Bektaş-ı Veli, Kamili İnsanlık yolu, kısaca “HAK YOLU” diye tanımlanan, insanı “Hak”, ilmi “Yol,” sevgiyi “Marifet” olarak algılayan (insan merkezli) bir inanç öğreti ve yaşam biçimidir. Daha çok sözlü geleneğe dayanan ve insanı merkeze koyan Alevi inancı, öz itibarı ile tüm VARLIĞI ve Hakk’ı (Yaradanı) tüm varlıklara ve insana indirgeyen bir inançtır. Bu inanca mensup olanlar kendilerine Alevi-Bektaşi veya kısaca Alevi derler. Tarihte Kızılbaş olarak ta geçer.

 

 Alevilikte Işık ;Hakk’tır, nurdur, delildir çerağdır, ocaktır, mumdur, aydınlanmadır, bilimdir, Hakk’ın zifiri karanlığı yaran alevidir. Bütün Osmanlı kaynaklarında Alevilerle ilgili ferman ve fetvalarda ‘Işık taifesi’ terimi kullanılmıştır. Alevi ozanları da kendilerine Işık ozanı demiştir, bu sonraları Aşık’a dönüşmüştür. Alevi cemlerinde delil/çerağ uyandırılmadan, cem yapılmaz. Cemde meydana “nur ola sır ola’’, diye üç defa sembolik olarak süpürge çalınıp çerağdan dökülen küller postun altına sır edilir. Alevilikte insan Yaradanın bir parçasıdır, dolayısıyla insan Yaradana korkuyla değil sevgiyle yaklaşmalıdır. Aleviler Yaradanı cezalandırıcı değil, sevgi dolu olduğuna inanırlar. Alevi öğretisine göre Yaradana ulaşmanın en iyi yolu İnsan-ı Kamil (Olgun İnsan) olmaktır. İnsan-ı kamil ise Yaradanın yeryüzünde yarattığı en şerefli varlıktır. Alevi pir ve uluları baskılardan dolayı, Yaradanı, insan anlayış ve inançlarını çok çeşitli semboller altında sır içinde sır etmiştir. Dört Kapı, normal bir insanın başlangıçta ham olan ruhunun ve benliğinin dört aşamadan geçerek, ergin olgun hale gelmesi, ilahi sırra ulaşmasını da ifade etmektedir. Bu ilahe sırra erişmenin bir yolu da Semah,Deyiş ve Nefeslerdir…

 

Alevi-Bektaşi yolunda semahın, Kırklar Meclisi ile başladığına inanılmakta ve Cem sırasında Oniki hizmetten biri olan Saz ve Söz (Yaradanın Klamı/Kelamı) eşliğinde kadın erkek olarak yapılan hareketleri ifade etmektedir. Tarih boyunca muhafazakar dini anlayış için müzik ve semah dinsel açıdan sakıncalı görülmüştür. Oysa Alevi-Bektaşi yolunda ve insanlık aleminde, müzik ve semah, öğretinin, inancın, ibadetin ta kendisidir. Semah sırasındaki hareketlerin değişik anlamları bulunmaktadır. Gökyüzünde uçmak, evrenin dönüşü gibi dönmek, turnalar gibi kanat çırpıp uçmak, haktan alıp halka vermek, paylaşmak gibi değişik bölümle farklı simgesel anlamlar vardır.

 

Alevi Ozanlarından Yunus Emre semahı çarkın dönüşüne benzeterek şöyle der:

Aşık Yunus sema ile çarh urur /Bu çarhımızı bozan dünyanın

 

Semah ve Aleviliği en güzel yorumlayan ozanlarımızdan biri Aşık Hüdayi ise şöyle diyor:

Bütün evren semah döner/Aşkından güneşler yanar/Aslına ermektir hüner/Beş vakitle avunmayız

Canan bizim canımızdır/Teni bizim tenimizdir/Sevgi bizim dinimizdir/Başka dine inanmayız

Hüdayi'yem hüdamız var/Dost elinden bademiz var/Muhabbetten gıdamız var/Ölüm Ölür biz ölmeyiz

 

Deyişlerde ve Nefeslerde de sık sık söz edilen Dört Kapı Kırk Makam’la ilgili olarak Şah Hatayi şöyle demektedir:

Ela gözlü pirim geldi/Duyan gelsin işte meydan/Dört Kapı’yı Kırk Makamı /Bilen gelsin işte meydan

 

Halimizi Hal eyledik /Yolumuzu yol eyledik/Her çiçekten bal eyledik/(Arıya) Aliye saydılar bizi (Pir Sultan)

 

Yerlerin göklerin binasın düzen/Ak üstünde kara yazılar yazan

Engür şerbetini Kırklara ezen/Hünkar Hace Bektaş Ali kendidir. (Aşık Hasan)

 

Aynayı tuttum yüzüme/Ali göründü gözüme/Nazar eyledim özüme/Ali göründü gözüme. (Hilmi Dede).

 

Alimdir kadehim Alimdir şişe/Alim sahralarda morlu menekşe

Alim dolu yedi iklim dört köşe/Alim saki Kevser dolumdur Ali. (Aşık Virani)

 

Yoğ iken yerler gökler ezelden / Kudret kandilinde pünhan Ali’dir /Kün deyince bezm-i elesten evvel/

Alemi var eden , Sultan Ali’dir.(GençAbdal)

 

Yaradan, doğa, insan, ışık ile tüm varlığı birleyen bu tür bir Ali kültü, ne Sünni, nede Şii, genel İslam anlayışında görülmez ve yasaktır. Alevilikte ise bir aşktır, Cemlerde de “Hak-